18 Eylül 2016 Pazar

Ten midir ruhu şekillendiren, ruh mudur teni yönlendiren?

Erotik çağrıların en içten tenorudur ten. Binlerce yıldır özgürlüğün diliyle konuşur. Her bakışta, her dokunuşta, her yatakta kendini yeniler. Köleliğe başkaldırır tecavüze uğramadığı sürece. Satılmadığı ve satın alınmadığı sürece bedeli yoktur. Anıların ve anların en büyük yaratıcısıdır ten. Sahipsizliğin sahibidir ten, bizi kendiyle sarıp kuşatan…

Daha bilinmeyen kaç tane hazla buluşacağı belli olmayan ten, belki de ruhun aleti olan masum bir suçludur aslında.


Ten midir ruhu şekillendiren, ruh mudur teni yönlendiren?


13 Eylül 2016 Salı

Hiç kimse miyim, bilmem ki neyim

Borges, Shakespeare'in kendi içinde aslında hiç kimse olmadığından bahseder. Oyunculuk kariyerinin başlamasının ardında yatan tek neden ise diğer insanların "hiç kimse" olduğunu anlamasınlar diye "başka birisiymiş gibi yapma" alışkanlığını geliştirmesidir, ona göre. Oyunculuk, kaderin Shakespeare için hazırladığı meslektir..."Sahnedekinin başka birisi olduğuna inanırmış gibi yapan bir insan topluluğunun önünde o başka birisiymiş gibi yapan oyuncu'nun mesleğini " Borges, Shakespeare'in oyun yazmaya başlamasını da bu lanetten kurtulmaya çalışmasına bağlıyor. Yeni karakterler yaratarak, değişik kişiliklere bürünüyor ve "gerçekliğin bütün yüzlerini" tüketiyordu
Oyuncu olan, hiç kimse olduğunu saklayan, her gün türlü oyunlar oynayan sadece Shakespeare midir? Her gün, her insan isteyerek ya da istemeyerek türlü oyunların bir parçası olmuyor mu? Patronlarımıza yaranmak, ebeveynlerimizi memnun etmek, arkadaşlarımızla uyum sağlamak, akrabalarımıza, komşularımıza aykırı düşmemek için ufak oyunlar oynamak zorunda kalmıyor muyuz? Ya da bazen kendimizden kaçmak, kendimizi kandırmak, olmak isteyip de olamadığımız insan olabilmek için rol yapmıyor muyuz?

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Büyüyünce Ben Anne Olacağım



                               Ceyda’ya

Ben bir zamanlar çocuk olmadım Ceyda
Bebeklerim de olmadı saçlarını tarayacak
Üstelik taranacak saçlarım yoktu
Onlar da çocukluğum gibi darmadağın ve kısacıktı
Öyle uygun görmüştü babam
Oğlan tıraşıyla dolaştım yıllarca
 Erkek Fatma derlerdi bu yüzden
Gülerek geçiştirirdim arkadaşlarımın bu şakalarını
Ben gülerek geçiştirmeyi her acıyı
İlk o yaşlarda öğrendim

Belki  saçlarım uzun olsa bunca şey gelmezdi başıma
Annem, kızım diye kucağına alır,
Saçlarımı tarar, okşar severdi beni
Severdi, değil mi Ceyda
Uçsuz bucaksız yulaf tarlalarına atmazdım o zaman kendimi
Anne diye sarılıp ağlamazdım otlara, canım her yandığında
Mutsuzluğumu koynunda büyütmez
Bu yaşta bile, anne denilince
O yeşil saçlı üvey anne gelmezdi aklıma

Ceyda’m sen benim çocukluğum, yazgımın tesellisisin
Bebeklerinin saçlarını tarayıp onlara ninniler söyledim seni uyuturken
İlk seninle gittim lunaparka, doya doya ip atladım
Koştum sokaklarda deli gibi, top oynadım
Sen büyürken ben çocuklaştım
Bu yüzden iyi anne olamadım
Ama saçlarını daima uzattım
Taradım, ördüm, okşadım, sevdim
Ben seni çok sevdim Ceyda
Bir yulaf tarlasını kendine anne yapmayasın diye
Ben her acıya göğüs gerdim

Bir krematoryum vardı içimde
Gözyaşlarımı odunum yaptım
Anne diye sarıldıkça siz bana
Tuttum o ateşte size patates kızarttım
Ben yaşadığım her gün yandım Ceyda
Dokununca siz bana bir musikar gibi yeniden canlandım
Kulağınıza sevgi dolu şarkılar fısıldadım
Mutlu anneler gibi şişleri elime alıp örgüler örmeye başladım
Bir ters bir düz ilmekler attım, bir ters bir düz gitti hayat
Düşüp düşüp yeniden kalktım

Ben hiç çocuk olamadım Ceyda, ama
Büyüyünce ne olacaksın diyenleri
“Anne olacağım” diye cevapladım
Büyüdükçe siz günden güne
Ben hep bir çocuk olarak kursağımda kaldım
Yutkundum gitmedim
Kustum çıkmadım
Yumru gibi oturdum kendi boğazıma
Ses tellerimde taşıdım o çocuğu yıllarca
İşte bu yüzden çok kırılgandım
İnsan kendine batar mı Ceyda?
Ben kendime saplanan bir bıçaktım
İnsan kendini ölmeye adar mı?
Ben dünyaya ölmesi için gönderilmiş bir adaktım

Affet beni çocuğum, affet beni çocukluğum
Ben yaşamayı başaramadım
İçimdeki o krematoryumda sizi de kendimle yaktım

Şimdi size çok uzaklardan sesleniyorum;
Sarılın bana, sesinizle, kalbinizle sarılın
Canlandırın içimdeki o dev kuşu, o musikarı
Yaşamak istiyorum sizinle, susmasın hayat denen bu şarkı
Söz veriyorum yaşadıkça büyüyeceğim
Söz veriyorum, büyüyünce ben anne olacağım


                                                               24.07.2016

21 Temmuz 2016 Perşembe

Tanrı ile Konuş/ma



yoksa ben kırk yıldır tutulan bir sevgisizlik orucu muyum
söylesene Tanrım, ben hangi günahın sonucuyum
gülse bir gün yüzüm, kefaretim kaç yıl mutsuzluk eder 
işine karışmak gibi olmasın Tanrım 
dersimi aldım, bu kadar acı yeter

kahrımdan ölmedim çok şükür
ama çağırdım Azrail’i bir kaç defa
sayısız gidiş gelişlerimde gördüm Tanrı’yı 
ve şöyle teşekkür ettim ona;
bize verdiğin intihar yetisi için hamd olsun sana
hişt, çaktırmayın, belki de Tanrı
bu iyi halden artık beni sever

herkesin acısı kendine büyükmüş
ve her acı sahibini kahraman yaparmış kendi gözünde
sen acıdan ölsen de kime ne!
Tanrım, bu kadar işte, duyarsızlaştık acıya 
sahipsiz bırakma bizi, arada bir bak aşağıya

anlaşılmak istiyorum Tanrım ve sevilmek senin tarafından
bu yüzden küçükken oyunlarımda çok insan öldürmüştüm
sen görmüştün ve bana çok gülmüştün
senin güldüğünü bir tek o zaman görmüştüm
Tanrım, üfle ruhundan o insanlar dirilsin
Tanrım söyle Tanrı’na seni bir daha güldürsün

17 Temmuz 2016 Pazar

Sizi Beklerken

siz gelin
üstü başı büsbütün hayal,
yorgun ve yoksul bir kızın hüzünlerini getirin bana
sustuğuma bakmayın
çünkü konuşulanlardan bana ne diyor içimdeki biri
ancak yabancı bir evin duvarındaki saatin
kadranında duyulabilir sesim
boşuna heveslenmeyin
saat kadranında olmakla zamanı yakalamak mümkün değil
çünkü duvar saati çoktan öldürmüş kendini

sakın üstünüze gelmesin ayrıntılar
şeytan ayrıntılarda gizlidir dese de birileri
hayır! Aynalarda gizlidir Şeytan
bu yüzden sıkılgandır bir yanım
bir yanım aynalara dönemez yüzünü


geri dönmüyor savrulan çığlık
ve katilini ele vermiyor hiçbir kadın
bir düşüncenin açmamış çiçekleriydi ömrümüz
vakitsiz soldurulan avuçlarımızda
düğümlendi gırtlağımdaki hece ve ezbere okundu şiir
şimdi cenaze törenlerinin ne önemi var
yitip gitti hepsi bir daha gelmemek üzere
gözümün yaşıyla onların üstünü ben örttüm
sessiz ve derinden “git” demişti biri “git ve kalan ömrünü yaşa”
bir denizaltı gibi torpidolarımı boşalttım o gün, o son mezarda
kim bilir kaçıncı kez elimden oyuncaklarımı alacaktı bu şehir


eskimeyi seçmiş bir kadın var karşınızda
elleri birbirine dolaşır hesap sorsanız; söz biter
müzik susar birdenbire ölüm yeniden tanımlanır
ne anlatabilirdim ki size ölümden başka/siz ne anlardınız
arkandan ağıt yakacak yok diyor içimdeki ses
oysa herkes biliyor hayat iki dudağımın arasında
ah, konuşmama izin verselerdi eğer
nasıl da kusar çıkarırdım yaşamı şişmiş karnımdan

ben yine bir hata yaptım- ama nerede
çoktan eskimiş bir masalı size yeniden anlatmış olabilirim
belleğimdeki habis bir resmin ayrıntısız gölgesinde
tanıdık yüzler arayabilirim
ismini alnıma yazdığım bir yüzü sırtımda taşıyabilirim yıllarca
aykırı düşler kurabilirim uykusuz geceler geçirdiğim yatakta
gece karanlık ki her zamankinden daha karanlık anımsananlar
siz gelin, mutlu bir çocuk sevinciyle uyanabilirim tüm kâbuslardan

siz gelin, serinkanlı sözler verebilirim size
bundan sonra her şey mümkün

15 Temmuz 2016 Cuma

Kırkıncı Yaş

yirmi sene önce çıkan yirmilik dişim
neredeyse döküldü dökülecek avuçlarıma
ah, ne kadar da geç kaldım
yaşama ve aşka

14 Temmuz 2016 Perşembe

Toprak ve Çocuk





Çocukken hiç oyuncağım yoktu ama 
Sihirli bir değneğim vardı
Eşelerdim toprağı onunla her fırsatta
Evler çizerdim, çocuğu, annesi ve babası olan evler
Koşarak gidilirdi çizdiğim evlere 
Oysa ben eve hiç gitmek istemezdim

Çocuk olmak büyülü bir şeydi
İstediğim her şeye sahip olurdum anında
Çizerdim silerdim, yapar bozardım
Topraktan gelip, toprağa gideceğimizi bilmeden
Ben her gün ona koşardım

Olmayan misafirlerime topraktan fincanlarımla kahveler yapardım
Yemekler hazırlar, otlardan salata koyardım önlerine
Yatıya kalmaya ikna ederdim her geleni
Uyuyunca misafirler, birinin koynuna girip yatardım
Çünkü ben yalnızlıktan ve karanlıktan çok korkardım

Çocuk olmak güzeldi
Bir soğan almam için gönderirdi annem komşuya
Öğretmenim çıkarma işleminde bir onluk için
Hiç eli boş dönmezdim
O yüzden toprak evlerime hep komşularımızı davet ederdim

Annem sevgi dilinden ninniler söylemezdi
Babamın şefkatten yoksun eli gezmezdi başımızda
Elsiz babalar yapar
Dilsiz anneler çizerdim çamurdan çocuklarıma
Çocuktum, gene de inandırırdım kendimi
mutlu bir aile olduğumuza



Bir gün toprak gerçeği fısıldadı kulağıma
O gün öksüz kaldım