23 Haziran 2016 Perşembe

Melankolik Yazılar I

İnsan ona, insan buna, insan herkese ama insan en çokta kendine kızmıyor mu bazı noktalarda?
Bazı noktalarda en büyük kötülüğü biz kendimize yapmıyor muyuz?
Abartılan sevgiler, hak edilmeyen değerler, fazla önemsemeler, hiçbir şeyi boş verememeler.
Hayat içimizden, insanlar hayatımızın içinden geçip gidiyor. İçimizden ne mevsimler, ne kurak kışlar, ne serin yazlar, ne acayip hevesler geçiyor. Ani tökezlemeler, ani düşüşler, ani dibe çöküşler yaşıyoruz. Dizlerimiz, dilimiz, elimiz, ama en çok da gururumuz kanıyor. Tahammülümüz en ince yerinden kırılıyor.
Yaşayarak kaç kez deneyimlesek de bunları, kendimizi koruyamıyoruz. Çünkü her seferinde aynı tuzağa itiyoruz kendimizi. Bu yüzden en çok kendimize kızıyoruz.
Bazen yorgun bir fil, bazen bacağı kırılmış bir köpek, bazen ıslak ve yılgın bir kedi gibi hissediyoruz kendimizi.
Çünkü hayattan çok, çünkü insanlardan çok, çünkü en çok da aşk yoruyor seveni.
Gözün takılıyor baş ucunda yuva kuran örümceğe bazen, bakıyorsun o bile senden daha mutludur, çünkü eşini yemiştir, çünkü hayvanlar boyun eğmez insanlar gibi. Bu yüzden hayvanlar daha mutludur. Biz ise kendine vuran, dişe geçen o yumruğu severiz. Bizim üstümüzde denense de, gördüğümüz bu güce bağımlıyız..
Bazen her şeyin farkına varıyorum ben, bazen hiçbir şeyin farkında olamıyorum. Bazen geliyorlar bana ekseriyetle, ben ekseriyetle bir yerden dönüyor oluyorum. Kıyısından bir ayrılığın, ucundan bir uçurumun, üzüntünün orta yerinden, öfkenin zirvesinden...
İşte gene döndüm ben bir yerlerden. işte gene yorgunum, gene olmaması gereken ama olmuş bir şeyin yorgunuyum. Yapmayı hiç istemediğim işler, konuşmak istemediğim konular birikti iyice. Ama mevsim yaz, hava sıcak. Terle birlikte insanın yüzüne yapışan hüzün, çıkmıyor ki silmekle. 

.Ben bugün böyle, anlaşılması zor, saçma ama gerçek, komik ama acıklı şeyler düşündüm, genelde ben hep lüzumsuz şeyler düşünürüm.
Ben bir peri kızı olup dünyaya iyilik dağıtmak isterdim küçükken ama sıradışı sayılamayacak kadar sıradan bir insan oldum büyüyünce ve kafamın içinde beni tepeden dibe itekleyen melankolim yüzünden yazıyorum.
Biliyorum hiçbir işe yaramadığını ama yazıyorum.
Depresyonla yaşamak zor, belki de bu zorluğun üstesinden yazarak geldiğimi sanıyorum.
Belki de ben yok’um, yazarak var olmaya çalışıyorum.

22 Haziran 2016 Çarşamba

Zaman ve Kadın

Bir zamanlar size çok uzak gibi görünse de, o zamanın geldiğini, gençliğinizde olmayı düşlediğiniz o kadın olmaya başladığınızı görüyorsunuz. Unutuyorsunuz unutulması gereken birçok şeyi yoluyla yordamıyla. Geçmişinize dair ne gurur, ne de hoşnutsuzluk duyuyorsunuz. Acıyan yerlerinizin olup olmadığını anlamak için daldırıyorsunuz elinizi içinize. Bazı sızılar hala varsa da, geçmişin ağırlığını atmış, hafiflemiş hissediyorsunuz kendinizi. Verdiğiniz mücadelelerden zaferle çıkmamış olsanız da, vuruşmuşsunuz gücünüz yettiğince, yenilgi değil de yorgunluk üzerinizdeki, anlıyorsunuz.

Biliyorsunuz, her kadın yorulur zaman ilerledikçe. Durulur, dinginleşir duyguları, eski gözü karalığı kalmaz. Söner heyecanları, yabancı birine baktığı gibi bakar aynadan eski kendine. Hayatının sağlamasını yapar. Çözer kadınlık sırlarını, gözyaşlarını ardında bırakır, sevilmeye fazla gereksinim duymadan, sadece sevmekle yetinebilir. Zamanınızın geldiğini görüyorsunuz siz de. Bir zamanlar olmayı düşlediğiniz kadın olmaya başladığınızı görüyorsunuz. Bu modelin size uyup uymadığına aldırış etmeden alışıyorsunuz bu yeni Siz’e. Olgunluğu nitelendiren bütün iyi niyetli davranış ve sözcükleri yerleştiriyorsunuz hayatınızın içine. Tekdüze, oldukça derli toplu, dikkatli, olabilirlikler karşısında fazla hoşgörülü yeni bir hayata adım atıyorsunuz. Dudağınızın bir kenarında ince bir tebessüm, diğer tarafında ağlamamak için kendinizi tutmanızdan kaynaklanan hafif bir titreme. Kabul etmek istemeseniz de, biliyorsunuz, "YAŞLANIYORSUNUZ..".

19 Haziran 2016 Pazar

Babanız Varsa Eğer


Babası ölenlerden af dilereyerek....


Bir babanız varsa eğer,
Yüzünüze keder öyle her istediğinde gelip oturamaz çünkü bir baba evlâdını en iyi tanıyandır. Kederin gölgesi düşer düşmez yüzünüze, tüm sebepleri kaldırır ortadan. Dudağında bir tebessüm, içinde kocaman bir sevgiyle sarılır size. Yeryüzündeki bütün dert ve sıkıntılar yok olur o anda. Çünkü baba, bir süngerin suyu çektiği gibi çeker alır tüm üzüntü ve dertleri kendine.(Araştırmayın boşuna, babanın bu doğaüstü gücü nereden, nasıl aldığını asla bulamazsınız. Ta ki bir çocuğunuz oluncaya kadar...)

Bir babanız varsa eğer,
Mucizelerin varlığını görüp yaşayarak kabul edersiniz çünkü her babanın sihirli bir değneği vardır. İmkânsızı başarır, olmazları oldurur sizin için. Meselâ bir baba asla parasız kalmaz. Değdirdiğinde sihirli değneğini cebine, boş olduğunu bildiğiniz cüzdanı istediğiniz bir şeyi alabilecek kadar parayla dolar. (Bir arkadaşından borç almak ya da bir/kaç faturayı ertesi aya sarkıtmak bu sihrin bir parçasıdır ama baba, asla sihrin formülünü vermez çocuğuna. Nasılsa bu sihirli değnek, çocuğu olduğu ilk gün verilecektir her babaya)

Bir babanız varsa eğer,
Korkusuzca, sere-serpe kurulup oturursunuz hayatın orta yerine. Siz görmeseniz de, babanız daima etrafınızdadır. Pençelerini çıkarmış bir şekilde dolaşır, gelen her türlü tehlikeyi ve tehlikeli insanları sizden uzaklaştırır. (Bir baba görünmezliğin sırrını çözmüştür evlâdı için ama siz bu sırra o anda nail olamaz, ancak baba olunca varırsınız.)

Bir babanız varsa eğer,
Asla karanlıkta kalmazsınız. Şafağa varmayacağını bildiğiniz en karanlık gecelerinizi ışığıyla aydınlatır babanız. Dolayısıyla karanlıktan hiç korkmazsınız. (Bir ışık kaynağı olarak baba, bilimsel araştırmalara konu olmalıdır)

Bir babanız varsa eğer,
Yanıldığınızda, yorulduğunuzda, yenilginin tam orta yerinde durduğunuzu hissettiğinizde onu daima yanınızda bulursunuz. Gerekirse savaşır sizin yerinize. Kendi kişisel hayatı mağlûbiyetlerle dolu olsa bile, her baba evlâdı için verdiği savaşta galip gelir. (Bkz: Gazeteler, kitaplar, filmler, haberler...)

Bir babanız varsa eğer,
Yalnızlığın, mutsuzluğun ve dahi umutsuzluğun o karanlık dehlizlerinde asla gezmezsiniz çünkü babanızın eli daima üstünüzdedir. Ne zaman düşecek olsanız o karanlık dipsiz boşluğa, sizi anında çekip alır. ( Bu gibi durumlara hazırlıklıdır her baba, işte bu yüzden yüreğinde daima sağlam bir halat taşır)

18 Haziran 2016 Cumartesi

Aslı Erdoğan'a Mektup

Sevgili Aslı Erdoğan,

Uzun süredir bendeki senle konuşup duruyordum ve bu kendi kendine konuşmayı somutlaştırmak adına sana yazmaya karar verdim. Sen de bilirsin ki, kendi kendine konuşmak pek sağlıklı bir şey değildir ve aynı zamanda hakkında konuştuğumuz kişinin bundan haberi olmadığı için dürüst bir davranışta sayılmaz bu.
Sık sık yaptığım gibi bu sabahta seni okuyarak güne başladım. Gece çok geç yatıp sabah da çok erken kalktığım için uykum gelmeye başladı ve kitabınla yatağıma geçtim, uyuyup kalmışım kitabın kucağımda. Uyandığımda kendimi sana sarılmış bulmak inanılmaz keyif vericiydi. Son günlerde bunu sık sık yapar oldum ve bu durumdan oldukça mutluyum.Bir kaç gün önce cebimdeki bütün paramla senin dört kitabını aldım (param yetmedi ve zorla sekiz lira indirim yaptırdım. Bir kitabını dahi bırakıp sonra alamazdım. Orada,o anda benim olmalıydı hepsi)ve onlar bittiğinde kelimelerinden uzak kalacağım için şimdiden üzülmeye başladım. Umarım yakın zamanda yeni kitabınla buluşabilirim.

Seninle çok geç tanışmış olmanın verdiği üzüntünün yanı sıra, seni tanımış olmanın mutluluğu içindeyim.Keşke daha erken tanısaydım gibi klişe bir laf etmeyeceğim. ‘Keşke’lerle yaşamayı bırakalı çok oldu çünkü. Artık hayatın verdikleriyle yetinen, yaratıcıya isyan etmek yerine boyun eğen bir kadın oldum. Bu durum başkalarınca, direnmek yerine pes etmeyi seçen korkakça bir teslimiyet gibi algılansa da, olmayan düşmanla savaşıp gücümü tüketmektense, olduğum yerde durup güç kazanmak ve içimdeki diğer ben’le savaşacak gücü bulmak daha akıllıca geldi bana ve işte bu noktada, tam da bu noktada varlığını yadsınamayacak bir şekilde yanımda hissettim. Kitapların, köşe yazıların, seninle yapılan röportajlar, hakkında yazılanlar günlük hayatımın bir parçası oldu.Her gün bir şekilde seninle oluyorum, sana dair yeni bir şey öğreniyorum ve seni tanıdıkça,kelimelerinle tanıştıkça seni daha çok seviyorum.

Zayıf yanlarını bilmek, yaralarını bunca uzaklığa rağmen görmek,kelimelerinin ruhuma kement atmasına izin vermek hayatla aramdaki pamuk ipliğini güçlendiriyor, yaşama azmi veriyor. Eminim ki kişisel yaşantın ve kitapların her okuyanda benzeri etkiler yaratıyordur. Buna rağmen kişisel yaşantınla gündeme gelmen, zayıf yanlarının güçsüzlük, ya da reklam amacıyla senin tarafından lanse edilmiş gibi gösterilmesi bir okurun olarak çok can sıkıcı. Edebiyat dünyasının bir diğer yüzünü, o çirkin yüzünü keşke senin gibi değerli bir yazarı harcamaya yönelik tavrıyla tanımak zorunda kalmasaydım. Neyse ki, kendi ülkende görmediğin o saygıyı ve değeri diğer ülkeler fazlasıyla gösteriyor ve dünya edebiyatında layık olduğun o yere seni oturtuyorlar. Okurun olarak bunu görmek çok gurur ve mutluluk verici.

Sana bir şeyler hatırlatmak elbetteki haddim değil fakat her durumda haddimi bilmeme rağmen bu konuda haddimi aşacağım. Bunun için beni bağışla lütfen. Başarılı bir yazar olmanın, kaliteli eserler yaratmanın, ötekileştirilenlerin sözcüsü olmanın yanı sıra sen, acı çekmiş, ağır yaralar almış, hayata bir şekilde tutunmaya çalışan ve/ya tutunmaktan vazgeçmiş kadınlar için bir rol modelsin de. Bizler içinde savaşmalısın hayatla ve insanlarla. Emin ol ki hayatın bir şekilde bir kadına örnek olacak, ona yaşama gücü verecek, onun tesellisi olacaksın.

Sevgili Aslı, insan olmanın gerektirdiği tüm erdemlere sahip olmanla, hayata karşı duruşunla, eserlerinle, duygu ve düşüncelerinle sen çok güzel bir insan, çok güçlü ve özel bir kadınsın. Lütfen aynı şekilde devam et.
Sevgiler….

17 Haziran 2016 Cuma

Facebook Şairi

Şiirim geldi ben de yazacam 
Tutmayın a dostlar şair olacam

Ölçü uyak bilmem doğaçlama yazarım
İkinci yeniden daha yeniyim kalıbımı basarım

Şiire getirdim yeni bir soluk
Beğeniler geliyor bak oluk oluk

Parayı denkleştirince ben de kitap basıcam
Satmasına gerek yok eşe dosta dağıtacam

Eleştiriye hiç gelemem egom göklerde
Beni buraya siz çıkardınız sürünürken yerlerde

Artık adım şairdir soyadım yazar
İyi yazmasam da olur aman canım kim takar

Fuar fuar gezer kitabımı tanıtırım
Havamdan da geçilmez şuh imzalar atarım

Parmaklarım nasır tutsa da yazacağım, yazar'ım 
Beni sizler yarattınız hepinize minnettarım



Bana İstediğimi Sor


          İlk ne zaman büyüdüğümü fark ettim, ilk ne zaman büyümek zorunda bırakıldım sorulmadı bana.
          İlk neye, niçin, kime ağladığım, ilk beyaz ne zaman düştü saçıma sormadı kimse. İlk ihanete uğradığımda ne hissettiğim, ilk ne zaman ölmek istediğim. İlk intiharımı neden gerçekleştirdiğim, yoğun bakımda gözlerimi ilk açtığımda neler söylediğim kimsenin umurunda olmadı hiç. On parmağım da sorunsuz işlevini görürken, neden tek serçe parmağımla hayata dokunduğum, yaşamak için tutunduğum hayallere erişemeden neden yok olduğum kimsenin ilgisini çekmedi. Alkole, sigaraya düşkünlüğüm yadırgandı, kızıldı da neden içtiğimin kimse farkına varmadı. Gereksiz ne kadar soru varsa soruldu da, konuşurken sesimin çatallaşması, gözlerimin hep bir noktaya dalması, bunca olumsuzluğa rağmen neden yüzümde hep bir gülümsemenin olması sorulmadı.

         Detay sevmeyen hiç kimse ile anlaşamıyorum bu yüzden. Oldukça huzursuzum, çokça mutsuz. kimsenin işine yaramayacak ne kadar lüzumsuz soru varsa sordular çünkü.
Din, mezhep, memleket, eğitim, aile, iş, çevre, yaş....
Üst mü, alt tabaka mı diye, bizden mi ötekilerden mi diye ayrıştırmak için ehemmiyetsiz ne kadar soru varsa hepsini teker teker  sordular.
         Ya parasıyla beni ezmek yanımda oldular  ya da yoksulluğunu bende görüp gerçeklerle yüzleşmek istemedikleri için kaçtılar hep.
          Ya egoları kucaklarında beni dinlediler ya da salya akıtarak elde etmek istediler.
        Ya bizden değilsin diye dışlandım ya da “bu da bizden” diye yapmacık sevgi gösterisiyle sarılıp sarmalandım.

         Bana çayımı ne yöne karıştırdığım sorulmadı. Böylelikle çayı şekersiz içtiğim hiç bilinmedi.

         Bana en sevdiğim meyve, en sevdiğim renk, en sevdiğim kitap/yazar, en çok gitmek istediğim ülke, günün en çok hangi saatini sevdiğim, varsa bir idealim sorulsun isterdim.
Doğru cevap için doğru sorular sormak gerekli çünkü.
Bir insanı tanımak doğru sorularla mümkündür ancak, nüans aramakla ve her insan ayrıntılarda gizlidir, verdiği cevaplarda.

         Ah, ne yazık ki kimse kimseyi bulmak istemiyor artık.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Sevgiliye...

Beni bilirsin sevgilim.

Dağınığım biraz, çokça unutkan, fena halde kırılgan, çözülmeyi bekleyen bir soru gibi karmaşık, sıkı sıkıya bağlanmış bir düğüm gibi zorum zaman zaman.
Düz yolda insanları ezip geçmektense, uçurum kenarlarındaki hakkaniyetli patikalarda düşmeyi göze alarak, merhametli yürüyüşleri severim. Sırça bir saraydır her insan benim için, ama kendimi hoyratça kırar dökerim.
Sabırla, gocunmadan, üşenmeden yazıya dökebilirim de kendimi, söze geldi mi susar, duygularımı ifade edemeyecek kadar acizleşirim.
Ne nizam, ne intizam vardır iç dünyamda. Çalkantılı sulardan korksam da, kendi içimde her gün dev dalgalarla mücadele ederim. Adını bilmediğim bir ot, her çeşit mikrop ve dahi her türlü mahlukatı gerekli görsem de hayat için, "ne gereğim vardı ki bu dünyaya geldim?" girizgahıyla dile gelmiş cümleleri severim.
Taşıyamayacağım sıfatlar yüklenince, altında ezilmemek, hayal kırıklığına uğratmamak için yükleyeni, sürüne sürüne gider, yıkılmam da, kendime çelme takmakta beis görmez, hayallerimi düz yolda tökezletirim.
Beni bilirsin sevgilim.
Değişkenim oldukça. Duygularım, düşüncelerim değişir sık sık. Gücüm de, güçsüzlüğüm de hayallerimin ötesindedir. Gücüm bitti dediğim yerde koşarak başlarım yaşamaya. Sakin adımlarla gezerken dünyayı, tıkanır, yığılır kalırım olduğum yere.

Yazdım, yazdım da anlayamadım, bilemedim kendimi. Sen anla, sen bil beni sevgilim.
Değişmeyecek bir kanun gibi bil beni.
Çünkü değişmeyecek bir kanun gibi seviyorum seni.
İyi ki seviyorum seni Mehmet Kamil